pelin's profileSEN ZİHNİMİN YİTİK KENTİ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    December 01

    UNUTMAYA ÇALIŞMAK

    Anne karnındaki yaşantımız da dahil, hiçbir şeyi unutmuyoruz Anne sütünün tadını, söylediği ninni seslerini, sevgi ve mimiklerini, yatağımızı, süt içtiğimiz biberonu hatta; unutmuyoruz...

    Yalnızca güzel şeyleri değil, güzel bulmadığımız şeyleri de unutmuyoruz. Olumsuz olduğuna inandığımız olaylar ve düşünceler, bilinçsiz olarak aklımızda depolanıyor. Bilinçsiz aklımızdaki bu olumlu ya da olumsuz seslerin, tatların, kokuların oluşturduğu duygular ve düşüncelerin toplamı bizim yaşam biçimimizi de belirtiyor.

                Unutmaya çalışmak, unutmayı zorlaştırıyor, unutmamayı, unutamamayı kolaylaştırıyor. Sürekli aynı şeyleri yineleyen beyin, en çok da unutma hücrelerinde zorlanıyor; uyuşturucular bile kesin öldüremiyor onları.

                 Zamanla büyüyoruz hepimiz. Dünyaya bakış açımızı belirlemeyi, taraf olmayı hatta bazen de bazı olaylar karşısında tarafsız kalmayı öğreniyoruz. Birisinden birisini unutup da zamanında uygulamayınca olanlar oluyor.

                Gerektiği yerde, gerektiği zaman, gerektiği kadar; bu “3 G” kuralını uygulamayı unutmamak ve yerinde kullanmak gerekiyor.

     inizdir,      

    Bir zılgıt tutturuyor şimdi gözlerim;

    gözlerini kapatıp tırnaklarını yüzüne geçiren bir kadının acısına benzeyen.

    Sonrasızlık değil beni düşündüren;

    şimdiki zamandaki öncesizlik.

    Sonrasızlık, aynada çizgi çizgi yüzleri seyretmeye kurulur her bakışta.

    İnsan yaşamış olsa da öncesiz olabiliyor ne yazık ki! Geride bıraktıklarımız, havada lüp, sonra da rüzgârın etkisiyle s             Sanıyorum ışığımızı çalıyor anımsamak bile istemediğimiz anılarımız. Oysa kim gözündeki ışığı rehin bırakır; en yoksul yanlarına?

                Beceremiyoruz unutabilmeyi…

    En masum yanlarımızın façası bozuluyor, kendimizden bile geçebiliyoruz ve hafızasız olmak isterken, hafıza sıçrıyor gül rengi gerçeklerimize hafıza! En renkli intiharları dokumak istiyoruz, sevincimizi ve yüreğimizi akrep-yelkovan yaptığımız, akıp giden zamana ağıt yaktığımız yaşamın terazisindeki dengesizlikte; tanımlayamadığımız yoklayışlarda.

    Unutmanın en iyi yollarından birisi de uyumaktır. Bir anlamda zamanı dondurmaktır uyumak.

    “Düşünün ki uyumakla yalnız /

     bitebilir bütün acıları yüreğin /

    çektiği bütün kahırlar insanoğlunun…/

    Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü /

    Çünkü, o ölüm uykularında /

    sıyrıldığımız zaman yaşam kaygısından /

    ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.” Hamlet’de böyle sesleniyor W. Shakespeare. 

    Unutma isteğini oluşturan şey, yaşananların/acıların artık taşınamayacağının iyice bilindiğinden emin olunmasıdır. 

                içinde çıkar ilişkisi varsa, insanlar birbirini çabuk unutur. Unutmak, zihnimizi serbest bırakarak, yeni bir unutmaya adım atmaktır. Kişilik, doğrudan doğruya gözlenemez. Yüzlerce kişilik tanımı yapılabilir. Unutmak da kişilikle doğrudan ilişkilidir. Buna göre, her kişiliğin unutma oranı da zamansal olarak farklılık gösterebiliyor.  leri bizi anımsasın ki varolduğumuzu bilengerekler mi, çıyanlar mı, aşımıza ekmeğimize göz koyanlar mı?
               
    En tehlikelisi, unuttuğumuzu sandığımız bir şeyi yeniden anımsamaktır. Bu zamanlarda, kurulmuş bir saatin alarm sesi vermesi gibi acı kendi sürecini başlatır; niçin kurulduğu unutulan, geçmişe dönük düşünerek zorlanarak da olsa nedeni bulunan...

    Cep telefonları ilk çıktığında on kapasitelik bir mesaj alma hafızası vardı. Gelebilecek on birinci mesajın alınabilmesi için en az bir mesajın silinmesi gerekti. Bu durumu fark eden insan, en önemsiz bulduğu mesajı silerek yeni gelecek mesaj için yer açmak durumunda kalırdı.

    En önemsiz bulduğumuz, unutmak istediğimiz şeyi belleğimizden atabilmeliyiz ki yer boşalabilsin ve o yere istediğimiz şeyi koyabilelim. .

    Belki de unutulmuşluğun çocuklarıyız hepimiz; arsız zamanlarda yaşadığımız bir künyesizlik sorununu yaşıyoruz; sarıp sarmalayarak, sarararak, gerçeklerden saparak; sarmaşık olarak en zehirlisinden. Dün, bugün ve sonraki günlerde acıya çalarak; gelecekten bugün, dünden şimdiki zaman, uykudan ve unutmaktan rüya resimleri yapan...

                unuttummmmm bende unuttummmmmmmmm

      

    September 20

    KENDİNE İYİ BAK DERLER VE GİDERLER

     

    Bir ask için yapabilecegin her seyi yaptigina inaniyorsan ve buna ragmen hala yalnizsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasina koymustur ve yaptiklarin onun dudaginda hafif bir gülümseme yaratmaktan baska hiçbir ise yaramayacaktir. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazirdir. Hani agzinla kus tutsan ´Bu kusun kanadi neden beyaz degil?´ diye bir soruyla bile karsilasabilirsin.. iki ucu keskin biçaktir bu isin. Yaptiklarinla degil yapmadiklarinla yargilanirsin her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. Iyi halin cezanda indirim saglamaz. Sen, ´Ama senin için sunu yaptim´ derken o, ´sunu yapmadin´ diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karsiliginda mutlaka baska bir iddiayla karsilasacaksindir. Üzülme, sen aski yasanmasi gerektigi gibi yasadin. Özledin, içtin, agladin, güldün, sarkilar söyledin, düsündün, siirler yazdin. ´Peki o ne yapti´ deme. Herkes kendinden sorumludur askta.

     

     Evinin seni içine sigdiramayacak kadar dar oldugunu farkedeceksin. Sokaga firlayacaksin. Sokaklar da dar gelecek. Tipki vücudunun yüregine dar geldigi gibi. Ne denizin mavisi açacak içini, ne piril piril gökyüzü. Kendini tasiyamayacak kadar çok büyüyecek, biryandan da kaybolacak kadar küçüleceksin. Göz yaslarindan etrafi göremez hale geleceksin. ölmemi isteyecek kadar nefret edecek, azsonra kollarimda ölmek isteyecek kadar çok seveceksin. Yalniz kalmak isteyeceksin. Hem de kalabaliklarin arasinda kaybolmak. Ikisi de yetmeyecek. Geçmisi düsüneceksin. Neredeyse dakika dakika Ama kötüleri atlayarak. Geçtigim yerlerden geçmek isteyeceksin. Herkesi bana benzetip. Kimseyi benim yerime koyamayacaksin. Biri sana içindeki aciyi söküp atabilecegini söylese, kaçacaksin. Aslinda kurtulmak istedigin halde, o aciyi yasamak için direneceksin. Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...

     

    August 17

    AŞK DİLENCİSİ

    Sen her gece köşe başında

    Paramparça urban;

    Kirli ellerinle, bir dilim ekmek için

    Avuç açan sefil insan.

    İnanki farkımız yok birbirimizden

    Belki sen hayat boyu dileneceksin;

    İstediğin beş kuruşu  biri vermez ise

    Başka bir diyardan bir ikincisini bekleyeceksin.

    Lakin ben hayatta bir defa dilendim.

    Bir vefasızın aşkıydı,sevgisiydi derdim.

    Öylesine açık , öylesine boş kaldıki elim

    Yemin ettim bir daha dilenmeyeceğim.

    VİCTOR HUGO 

    August 12

    Sen de mi Brütüs!

     

    Dostlarını, sevgililerini.davalarını, saflarını terk edenler düşmanların ağına düşüyor. Grubunu terk eden eski günlerine, eski büyüklerine, eski kutsallarına saldırıyor. Tarih boyunca Brütüsler hep var oldu, bundan sonra da olacak. Sahi kimdir günümüzün Brütüsleri?


    Shakespeare, Julius Sezar adlı eserinin o en bilinen sahnesinde "Et tu Brutus?" (Sen de mi Brütüs?) dedirtir Sezar'a. Sonra elbisesini başına çekip "Öyleyse öl Sezar!" diyerek kaderini mühürleyecek 23 hançer darbesine bırakır kendini. Psikologlar, edebiyat tarihinin bu en meşhur satırlarında bir hastalık ve bir travmanın bulgularını görürler. Tıp literatürüne Brütüs Kompleksi diye giren hastalık, hastanın kendini büyüten, koruyan, kendine bakan kişiye karşı kin besleme, onu ortadan kaldırma, onun gölgesinde kalmaktan kurtulma arzusu olarak tanımlanabilir. Buna karşılık "Öyleyse öl Sezar!" cümlesi 1991 yılında Prof. Jenifer J. Freyd'in literatüre kazandırdığı 'İhanet Travması'nın temel bulgusu. Freyd, özellikle kendisini korumasını beklediği kişilerin ihanetine uğrayanların sonu intihara kadar varabilen bir travma geçirdiklerini kaydediyor.

    Marcus Junius Brütüs'ün hikâyesi Voltaire ve Shakespeare'in kalemlerinden çıkmamış olsaydı 'en yakınından gelen ihanete' verilecek özel bir ad olmayacaktı. Brütüsler, tarih boyunca oldukları üzere hep var olacaklar, ama adları hain, dönek, satılmış gibi kelimelerin arasında kaynayıp gidecekti. Oysa Brütüsler nitelikli birer teröristtirler. Sadece ihanet ettikleri eski dostlarını değil, dostluğa, kardeşliğe, davaya inanan herkesi hedef alır ve herkese zarar verirler. Brütüslerin 'ilk hançeri vurdukları' o ihanet anı eski dostların, dava arkadaşlarının arasında sosyal-psikoloji uzmanlarının "Kennedy Etkisi" dedikleri bir patolojiye yol açar.
    sen benim aşkıma sen benim dostluğuma sen benim değerlerime ihanet ettin sendemi brütüs sende mi hünkar?

    Erkekler neden aldatır?

    İnsanların uzun yıllardır cevabını aradığı “aldatma” eyleminin altında, biyolojik, psikolojik ve sosyal nedenlerin olduğu iddia edildi.
     

    İZMİR - Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, insanın biyolojik, psikolojik ve sosyal bir canlı olduğu belirterek, “Aldatma söz konusu olunca, bu üç nedenden biri, ikisi hatta üçü bir arada olabilir” dedi.Çelikkol, erkeklerin büyük bölümünün aldattığında, bunu ballandıra ballandıra çevresine anlattığını ve bundan haz duyduğunu ifade etti. Psikologların üzerinde durdukları, insan davranışını önemli ölçüde belirleyen üç konu olduğunu kaydeden Çelikkol, bunların benlik kavramı, özsaygı ve özgüven olduğunu söyledi.

    Çelikkol, bazı kişilerde bu üç nitelikte önemli eksiklik söz konusu olduğunu belirterek, böyle kişilerin aşağılık kompleksi içinde boğulduklarını öne sürdü.

    Bu güvensizlik ve inançsızlığın, kişisel deneyimlerin, geçmiş yaşantının, davranışların ve sosyal etkileşimlerin toplamında geliştirilen kazanımlar olduğunu ifade eden Çelikkol, bu durumdaki kişilerin, farkında olsa da olmasa da kendini sürekli başkalarıyla kıyasladığını, dahası eşini, çocuklarını da başkasının eşleriyle, çocuklarıyla kıyasladığını, bu tür bilinçli veya bilinçdışı karşılaştırmaların zihninde şekillenip, benlik kavramının gelişme düzeyini belirlediğini söyledi.

    Çelikkol, bu durumun, kişinin davranışlarında etken olduğuna dikkati çekerek, “Aşırı olursa örnekleri verilen davranışlar ortaya çıkar” dedi